Mayıs 182010

Kâğıdın küçük parçalarını kullanarak arabesk mozaikler yapan bir sanatçı düşünün. Haftalarca atölyesinde yalnız başına çalışıyor olsun. Keskin makaslardan, renkli kâğıtlardan, kâğıt parçalarından ve takıntıdan başka hiçbir şey olmadan, deliyor ve kesiyor, kesiyor ve düzenliyor. Sonra, işinin yaratıcı kısmında her parçayı yerine yapıştırıyor. Bunun zahmetli bir iş olduğunu söylemek salyangozların yavaş olduklarını söylemek gibi bir şey olur.

Sonuç enfes. Geometrik formların rengi, hassaslığı, bütünlüğü ve karışıklığı tıpkı mozaik bir Fas döşemesi ya da bir İran halısının düğümleri gibi kusursuz bir biçimde inşa edilmiş. Sanatının görkemi, kutsal olanın sonsuzluğundan geliyor. Girift İslami sevgisinin sonucu olarak tekrarlanan modeller, çalışmasının her dokumasında ve itinasının sonsuzluğunda simgeleniyor. Kağıt kesiklerinden mozaik yapmanın çılgınlığı da bir şeyleri tamı tamına olağanüstü bir kıvama getiriyor.

Ama durun! Yaptığı şeyi rasyonelleştirmekten kaçınmalıyım, zira zaten o kendisini akla büründürüyor. Estetiksel ve düşünsel açıdan konuşmak, bizimle sanatın altüst edici gücü arasına mesafe koyuyor. Ve onun çılgınlığını, sabırlı takıntısını dikkate almamak, sanatı rahatlatmak demek. Ondan güzel bir ürün olarak zevk almak kolay, ya da varsayalım ki bir nesne olarak, ama sanatçının o kadar zamanı keserek ve düzenleyerek geçirdiğini düşünmek korkutucu. Onun bu delice bağlılığı, eserin meydan okuması demek. Monotonluğu düşünün. Eğlencesiz bir hayat düşünün. Bir atölyede saatlerce, günlerce dikkatle oturma kabiliyetini düşünün. Sanatın bir gücü var çünkü hayata dair sınırsız yeniliğe ve seçime dayanan karşıt bir algılayışı sorguluyor…

Mark Vernon
Çeviri: Gül Doğan

(Yazının tamamı rh+artmagazine Mayıs 2010 sayısında yayınlanmıştır.)


*Haziran ayında Sel Yayıncılık’tan yayınlanacak olan “42 Derin Düşünce – Hayat, evren ve Diğer Her Şey Üzerine” isimli kitaptan alınmıştır.

© 2010 rh+ artmagazine