Dünden Bugüne Sanat Piyasası- IV

Müzayedeler Sanat Piyasasını Nasıl Etkiliyor?

Tevfik İhtiyar

tevfik@rhartmagazine.com

Bugün sanat eseri edinmek isteyen hemen herkes müzayede kataloglarındaki fiyatları baz alarak pazarlığa başlıyor. Hal böyle olunca da sanata yatırım yapanlar bir sanat eserinin gerçek değerinin ne olduğu, ne olması gerektiği, hangi karmaşık koşulların sanat eserinin değeri üzerinde etkili olduğu konusunda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduklarını sanıyorlar. Bu da kendileri açısından talihsizliktir. Bir sanat eserinin değerini müzayede kataloguna konan fiyatla kıyaslamak kelimenin tam anlamıyla konu hakkındaki cehaleti gösterir ve durumu basite indirgemek olarak açıklanabilir. Son yıllarda değişik müzayede kuruluşlarının kataloglarına konan fiyatları sorgulamak ve sanat piyasasında yaratılan karmaşayı göz önüne sermek amacıyla bir kısım sanatçının aynı eserinin değişik tarihlerde değişik müzayedelerdeki katalog ve satış fiyatlarını örnek alıp inceleyelim. Öncelikle şu hususu tekrar belirtmekte yarar var; müzayedelerin kendine özgü kuralları ve etik değerleri vardır. Her müzayede kendi etik değerlerini ve kurallarını uygular. Örneğin bir sanatçının eserini çok düşük fiyattan koyup alıcıda istek ve heyecan yaratmak isteyebilir. Ya da bir eseri değerinin üstünde kataloga koyup, fiyatını da satış anında yukarıya çektirip harice satış yaparak sanatçısına piyasa yaratmak isteyebilir. Müzayedeci, bir sanatçıdan 200 eseri tanesi 200 TL’den satın alıp düzenlediği her müzayedede kataloga 2000 TL’den bir kaçını koyup her birini 5000TL’ye satış göstermesi ve bu arada da oltaya bir kaç amatör alıcının takılması ticari kurallar, müzayedenin etik kuralları açısından gayet normal ve doğaldır. Burada doğal ve etik olmayan o 200 işi 200 TL’den müzayede firmasına satan “sanatçının” tavrıdır. Yeri gelmişken sanat eserinin hangi kanallardan ve ne şekilde müzayedeye geldiğini tekrar anımsatmakta yarar var. -Müzayedeci sanat tacirinden, sanatçıdan ya da evlerden kendisine getirilen eseri satın almıştır. Dolayısıyla fiyat kataloguna koyarken özgürdür. Minimum bir fiyata da koyabilir. Değerinin üstünde de… -Sanatçı bizzat müzayede firmasını arayarak eser vermek istemiştir. Burada sanatçının işinin satılabilirlik durumuna ve piyasasına göre, iki taraf arasındaki özel anlaşma sonucu fiyat konabilir. Dolayısıyla konan fiyat gerçek olmayabilir. -Evlerden gelen eserler, getirenin acil ihtiyacına göre düşük fiyat konabilir. Müzayedeci bizzat sanatçıya başvurup eser talep edebilir. Bu durumda da sanatçı piyasasını yukarı çekmek için yüksek fiyat talep eder ve kataloga yüksek fiyattan koydurabilir vs.vs… Görüldüğü gibi müzayede kataloguna konan fiyat da satış anında gösterilen çekiç fiyatı da duruma ve koşullara göre değişebilir. Dolayısıyla müzayedelerin sanat piyasasında fiyat karmaşasına yol açtığı bir gerçektir. Şimdi aynı eserin farklı müzayedelerde farklı tarihlerdeki müzayede kataloglarına konan ve çekiç fiyatlarından bazı örneklere bakalım. Ömer Uluç 2008’de 9000 TL’ye katalog fiyatı konan eser, 2010’da bir başka müzayedede 65.000 TL’den kataloga konuyor. 2 yıl içinde % 700’ün üzerinde artış. Uluç’un bir başka eseri 2006 yılında bizzat tarafımdan organize edilen müzayedede (Açık-Art) 14.000 TL’den kataloga konmuştu ve 17500 TL’ye satılmıştı. Aynı eser 2007’de normal sayılabilecek bir artışla başka bir müzayedede 20.000 TL’den kataloga konup 25.000 TL’den satılıyor. Yine aynı eser gelin görün ki iki yıl bile dolmadan bir üçüncü müzayedede 2009 yılında 80.000 TL’den kataloge edilip 130.000 TL’ye satılıyor. %740 artış. Bir başka örnek; Burhan Doğançay 2005 yılında bir müzayedede 46.000 $ dan satılıyor. Aynı Burhan Doğançay 2011 yılında 445.000 $ dolara alıcı buluyor. % 1000 artış. Orhan Peker 2005’de 30.000 TL’ye kataloga konuyor. 2009’da bir başka müzayedeye 250.000 TL’den %833 artış. Örnekleri çoğaltabiliriz. Peki müzayedelerde oluşan/oluşturulan bu fiyat karmaşasının sanat piyasasındaki olumsuz etkilerinin yanında müzayedelerin piyasaya olumlu etkileri yok mu? Hemen söyleyelim var tabii… -İkinci el piyasasında alıcı ile satıcı arasında aracılık etmesi. -Başta medya olmak üzere çeşitli kanallardan sanat alıcısı geniş kitlelere ulaşması, harekete geçirmesi. -Sansasyonel olgu ve oluşumlara öncülük ederek sanatın ve sanat piyasasının gündemde kalmasını sağlaması v.b. gibi açılardan sanat piyasasına olumlu etkisi var. Olaya bir başka açıdan yaklaşırsak asıl sorunun sanat eseri alıcısında olduğunu söyleyebiliriz. Bugün Türkiye’deki sanat eseri alıcısı gerek sanatsal ve gerekse sanat piyasası açısından danışman kullanmadan kulaktan dolma bilgilerle kendi sezgileriyle ve medyada çıkan spekülatif haberleri dikkate alarak fiyat araştırması ve sanat eseri alımı yaptığı için doğru sonuca ulaşamıyor. Oysa gerek alıcı açısından ve gerekse sanat piyasası açısından doğru sonuca ulaşmak hiç de zor değil. Öncelikle fiyata bakmadan neyin sanat eseri olduğu, geleceğe kalıp kalmayacağı konusunda danışman kullanarak bilgi sahibi olmak önemlidir. Sonra da gerçek fiyatların sanat galerilerinde olduğunun bilinmesini idrak etmek lazım. Sanat galerilerinde sergi açılışlarında hazırlanan fiyat listelerindeki fiyatlar en doğru fiyatlardır. Bu fiyatlar; sanatçının fiyat artış talebini, galericinin piyasa (aynı zamanda o sanatçının o anki piyasa durumu) koşullarını dikkate alarak, ayrıca galerisinin de satış kaygısı, sanatçısını olduğu kadar koleksiyoneri de koruma güdüsü ile sanatçı galerici arasında kesişen dengeler ışığında oluşur. Sonuç olarak müzayedelerin doğasında var olan spekülatif hareketler, fiyatların manuple edilmesi sansasyonel haber ve davranışlarla sanat piyasasında oluşturdukları fiyat karmaşasını her türlü dalgalanmanın, hayali satışların, hayali fiyatların durulduğu, düzene girdiği, gerçek değerine ve sanatsal kimliğine kavuştuğu yer galerilerdir, denirse hiç de yanlış olmaz. Müzayedelerin ise o efsunlu yol ve yöntemlerinin sanat piyasasını olumlu/ olumsuz olarak etkilemekte önemli bir rol aldıkları da yadsınamaz.

Devam Edecek…

Editörden

Çağdaş Sanatta Eleştiri ve Eleştirmen Kavramı

Tevfik İhtiyar

tevfik@rhartmagazine.com

Geçtiğimiz günlerde Hasan Bülent Kahraman Sabah Gazetesinde “Çağdaş Sanatın Belkemiği Eksik” başlığı altında önemli bir makale yayınladı. Bir hayli uzun olan makalenin yer darlığı nedeniyle tamamını değil ancak, belkemiğini aynen aktarıyorum. “(…) Günümüz dünyası kapitalistlere, şirketlere, kuruluşlara sermayelerinin %5-8 arasındaki bir bölümünü (çağdaş) sanata yatırımlarını öneriyor. Bu, riskin dağıtılması bakımından çok önemli kabul ediliyor. Çünkü eldeki veriler, sanatın, yatırım zincirinde en son halka olduğunu, sanat yapıtının da elden çıkarılanlar arasında gene en son halkayı meydana getirdiğini ortaya koyuyor. O nedenle yapılan akademik çalışmalar, kriz dönemlerinde, genel alış veriş hacminde bir düşüş olsa da teker teker yapıtların fiyatında bir düşüş olmadığını gösterdi. (…) Dünyanın her yerinde sermaye yatırım yaparken risk alırken ürkek davranır. Pozitif risk başka bir şeydir. Ama orada bile kırk ölçer bir keser. Sermayenin kendisini her türlü tehlikeden koruması için kullanacağı en önemli araç bilgidir. Günümüz dünyasında bilgi önceki dönemlerle karşılaştırılamayacak kadar önem ve değer kazanmıştır. Bilgiyi malumatla/enformasyonla karıştırmamak gerekir. İnternet bilgi sağlamaz, malumat verir. Bilgi hala dünyanın en seçkin üniversitelerinde ve araştırma kurumlarında üretiliyor. Türkiye her alanda bu gerçeği ihmal etti. Son dönemde yaptığı büyük sıçramalara rağmen kendisini bilginin önemine, değerine ve işlevine kapattı. Herkes kendi işini sezgileriyle, duyarlılıklarıyla ve kendi amatörlüğü içinden profesyonelleşerek kurdu, yürüttü, geliştirdi. Bu çağdaş sanat alanında daha fazla böyle. Çok yakın zamanlara kadar büyük paralarla büyük yatırımlar yapan koleksiyonerlerin birlikte çalıştığı galericilerdışında kimseden profesyonel destek, yardım, güç aldığını görmedim.(…)Bu eksiğin altında çok önemli bir kısıtlama yatıyor: Eleştirmen eksikliği. Kaç zamandır yazıyor ve söylüyorum. Türkiye bu alanda galerilere, mekanlara, koleksiyonerlere, alıcılara, hatta resimlerin çerçevelerine bile yatırım yaptı fakat eleştirmeni ihmal etti, dışladı, görmezden geldi. (…) Sadece yatırımcı bakımından ele alındığında bile eleştirmen ve onunla iç içe geçmiş bir danışmanlık kurumunun oluşmaması son derecede vahimdir. Sadece koleksiyonların ‘doğruluğu’ ve ‘yanlışlığı’ dolayısıyla da yatırımın niteliği bakımından ele alınsa bile bu eksiklik çok ciddi sonuçlar doğurmaya adaydır. İyi eleştirmen bugün küresel bir kimliktir. Çağdaş sanatın önemi de öncelikle küresel olmaktan kaynaklanır. İsteğimiz Türk çağdaş sanatının evrensel piyasalara erişmesidir. Bunu sağlayacak olan eleştiridir. Çağdaş sanat yapısı, dokusu, doğası gereği küresel olduğu ölçüde yereldir. Onu başka bir görsel ideolojiye koleksiyoner değil eleştirmen anlatabilir. Eleştirmen kurduğu ağ sayesinde o yapıtları devreye sokabilir. Velhasıl kelam, gene sadece yatırım düzeyinde bile bu derecede ihtiyaç vardır eleştirmene. Gelecek eleştirmenleri değerlendirenlerin ve ciddi danışmanlara sahip olanlarındır diyeyim de taş gediğine otursun.” Sanatın ticarileştirildiği bu ortamda gelinen nokta sanat tacirinin, satma kaygısı ile ikna çabası, müzayedelerin spekülasyonu, medyanın şişirmesi sonucu oluşturulan değer yargılarıyla metraja vurulup toptan kapatılan tuval üstü ne olduğu, ne olacağı meçhul işler. Bugün bu toplayıcılar için eleştiri kavramının anlamı yok. Onlar borsa gibi müzayedelerdeki sanal iniş çıkışları günlük takip ediyorlar. Değerli hoca Hasan Bülent Kahraman’ın parmak bastığı eleştirmen konusunu önümüzdeki günlerde dergide dört köşe masaya yatıracağız. Hasan Bülent hoca da katkı sağlarsa seviniriz. YILIN GENÇ RESSAMI YARIŞMASI ÖRNEK OLUYOR… Genç ressamlara yönelik 2005 yılında farklı bir yöntemle –iki aşamalı- yarışma düzenlediğimizde biraz yadırganmıştı. Birinci aşamada jüri katılan genç ressamları eleyip puanlama yöntemiyle ilk 15’i seçerek finalde yarışmaya aday olduklarını ilan ediyordu. İkinci aşama ise finale kalan 15 genç ressamın eserleri sergileniyor ve 30 gün süre ile internetten izleyici beğenisine sunularak, izleyici tarafından oy verilmesi sağlanıyordu. Ayrıca sergi mekanına da oy sandığı konarak sergiyi gezenlerde oy veriyorlardı. Bu yöntemin amacı ise izleyiciyi sanatın içine çekmekti. Yöntem başarılı da oldu. Bu yıl 7.sini düzenlediğimiz ve 15 Ocak 2012 tarihine kadar eser kabul edilen Yılın Genç Ressamı Yarışması’na her yıl yirmi bin üzerinde izleyici internetten oy kullanıyor, zaman zaman web sitemiz kilitleniyor. Bilindiği gibi her başarılı etkinlik klasikleşir ve başkaları tarafından örnek alınır. Yedi yıldır aralıksız devam eden ve bu yıl yedincisini düzenlediğimiz Yılın Genç Ressamı yarışmasına öykünerek bugüne kadar müzayede evleri ve bazı galerilerde gençlere yönelik yarışmalar düzenlediler. Ancak yarışmada ticari boyutu öne çıkarttıkları için pek başarılı ve sürekli olamadılar. Bugünlerde ise basına yansıdığı kadarıyla, genç sanatçılara yönelik bir yarışma daha düzenleniyor. rh+artmagazine dergisinin düzenlediği Yılın Genç Ressamı yarışmasından ilham alınıp iki aşamalı olarak düzenlenen yarışma için şimdiden düzenleyenlere de katılan genç arkadaşlarımıza da başarılar dilerim. Umarım devamlı olur.