SANAT PİYASASINDA EFSUNLU BİR PAZARLAMA OLAYI: MÜZAYEDELER

MÜZAYEDELER

Tevfik İhtiyar
tevfikihtiyar@gmail.com

Ülkemizde düzenlenen müzayedelerin kendine özgü kurallarıyla /kuralsızlıklarıyla sanat piyasasını belirleyen/karıştıran/ yükselten/ düşüren/ o efsunlu pazarlama yöntemlerinin perde arkasını; sanat piyasasındaki rolünü ve işlevini daha önce dile getirdiğimiz editör yazısından da alıntı yaparak dört köşe masaya yatıralım.

Müzayede Arapça bir sözcük. Türkçe sözlükteki karşılığı “açık artırma”. Bir malın veya hizmetin, belirlenen taban fiyatından başlayıp belli kurallar ve koşullar içinde fiyat artırma teklifi alınarak, en yüksek fiyatı verene satışın yapıldığı organizasyon olarak açıklanabilir. Özel kişi ve kuruluşların düzenlediği müzayede (açık artırma), düzenleyenin koyduğu kural ve koşullarla kendine özgü etik değerler çerçevesinde yapılır. O kurallar da müzayede öncesi ilan edilir. Müzayedeye mal koyan da, müzayededen mal alan da konan kuralları kabul etmiş sayılır. O arada gerek müzayede öncesi gerekse müzayede sonrası hatta müzayede anında dahi bir kısım hoş, nahoş ve trajikomik olaylar yaşanır. Yetmişli, seksenli yıllarda önceleri mezat adı altında evlerde, kapalı çarşının belli mekânlarında, eski ev eşyalarının içinden çıkan antika obje, halı ve resim gibi eşyaların satıldığı aile arasında ya da belli bir grup arasında yapılan bir satış yöntemiydi. Sonradan, özellikle seksenlerin ikinci yarısından sonra Türkiye’de bir takım müzayede firmaları, o evlerde mezat yapan firmalar, büyük müzayede organizasyonları gerçekleştirmeye başladı. Resme, antikaya karşı olan ilgiden dolayı oldu bu tabii ki.

Seksenli yıllardan bu güne Türkiye’de faaliyet gösteren müzayede firmalarını anımsayalım. Bu firmalardan Kocabaş Müzayedecilik, Maksut Varal Koleksiyon A.Ş, Kile Müzayede gibi 2000’li yılların başına kadar etkili olan firmalar bugün artık faaliyet göstermiyor. Çağdaş resmin müzayede ortamında öne çıkmasıyla birlikte 80li yıllardan beri müzayedecilik yapan ve bugün de etkin bir şekilde varlıklarını sürdüren Portakal Müzayede Evi, Antik A.Ş, Maçka Mezat gibi firmalara ilaveten daha sonra faaliyete geçen Alif Art, Artı Mezat, Beyaz Art, Açık-Art, İstanbul Antik Sanat, Antika Müzayededecilik, Bali Antik, Özbilenler Müzayedecilik, Artium Müzayede Evi, Nişantaşı Müzayede,Nika Müzayede, Ares Müzayede gibi firmalar bugün etkin bir şekilde faaliyetlerini sürdürüyor. Bu saydıklarımızın dışında Burak Flateli, Pera Müzayede ve Denizler Müzayede gibi kitap ve flateli ağırlıklı müzayede firmaları da pazarda faaliyet göstermektedirler.

Müzayede firmaları başlangıçta antik obje, mobilya, halı, tekstilyanında en çok hat ve Osmanlı dönemi ya da Cumhuriyet kuşağından ressamlara ait işler koyuyorlardı. Bunlar satılıyordu ve büyük paralar ediyordu. Daha sonra alanda daralma başladı. Eser bulunamaz oldu. Tabii ki arz az olunca da sahtecilik işleri dönmeye başladı, başyapıtlar ortadan çekildi.Müzayedelere günümüz çağdaş sanatına ait işler kabul edilmiyordu; satışı da alıcısı da yoktu. Hep o klasik işler tercih ediliyordu. Özellikle iki binli yılların başında Çağdaş Sanata da ilgi duyulmaya başladı. Çağdaş sanatın alıcısı artmaya başlayınca, müzayede firmaları teker teker çağdaş sanat eserlerini müzayedeye kabul etmeye ve aramaya başladılar. Öyle ki bu kadar zaman müzayedeye konmayan eserler müzayedelere kapak olmaya başladı. Hatta biraz spekülatif de olsa son dönem müzayedelerde bir müzayedenin başyapıtı hatta en pahalı satılan eseri haline geldi ya da getirildi. Bson dönemde siyasi konjonktüre paralel olarak hat sanatına ilgi arttı. Çağdaş sanat geri plana itildi. Ancak bu siyasi konjonktürün uyguladığı dönüşüm ( Osmanlı’ya) kısmı ve geçici bir heves gibi görülüyor. Uzun vadede çağdaş sanat müzayede ortamında ağırlığını daha da hissettirecek.

Müzayede Nasıl Düzenlenir?

Müzayede düzenlemek kendine has bir ritüeldir neredeyse; belli koşulları vardır. Bunlardan birincisi müzayedeye sanat eseri toplamaktır. Gazeteye ilan verilir, duyurular yapılır. Evlerden, esnaftan birtakım eserler gelir. Sanat eseri alım satımı yapan sanat tacirlerinden eserler gelir. Müzayedeci kendisi gider bulur veya daha önce satın aldığı, stokunda bulunan eserlerden koyar. En önemli karı da kendi koyduğu eserlerde yapar. Evlerden ve esnaftan gelen eserler müzayedeye konduğu zaman müzayedecinin belli bir komisyonu vardır. Bu da genellikle % I0-20 arasında değişir. Eserin cinsine, fiyatına bağlıdır; çok yüksek fiyatlı, hemen satılabilecek olanlardan daha az komisyon alırlar, biraz daha zor satılacak işlerden veya sıradan işlerden daha çok alırlar. Müzayededen satın alınan işlerden de %6-7 civarında bir komisyon alınır. Müzayedelerin karı budur. Bu durumda bir sanat taciri ya da bir evden bir resim geldiği zaman onlardan ortalama %I5, %6-7’de eseri alan kişiden alınca %22 gibi bir kar söz konusu olur. Yani yaklaşık I00 bin liralık bir satıştan 20 bin lira kar etmek anlamına gelir bu da. Tabii müzayede düzenlemek pahalı bir olay, sigortası, katalogu, dağıtımı, ilanı, reklamı, personeli var. Giderleri yüksek olduğu için bu yüzde yirmilik kar marjı müzayedeciyi pek kurtarmaz. Kapsamlı bir müzayedenin maliyeti 70-I00 bin TL arasındadır. Onun için kendisi uygun fiyata eser bulup onları müzayedeye koyar. Ve o müzayede kuralları çerçevesinde kendisi de elemanlarıyla oynayarak, o fiyatları yukarı çekerek yüksek fiyatlara satmaya çalışır ve buradan kar eder. Bu doğaldır.

Müzayedede Fiyat Oluşumu

Bu çok gizemli ve karmaşık ince hesaplara dayalı bir yoldur. Müzayedeye konan bir eserin piyasa değeri kuşkusuz etkili olur. Ancak bu yüksek fiyattan müzayedeye konmasını gerektirmez. Müzayedeci o eseri diğer eserler arasında alıcının ilgisini çekmek açısından deyim yerindeyse yem olarak kullanarak örneğin on bin dolarlık bir eseri iki bin dolardan kataloga koyabilir. Bu durumda eser müzayedecinin kendi firmasına ait ise sorun yok. Ancak müşteri tarafından müzayedeye konmuşsa o durumda da eğer özel bir anlaşma yoksa kataloga daha düşük fiyattan koyabilir. Fakat mal sahibi müşteriye taahhüt ettiği fiyatın altında satamaz. İşte o noktada da naylon alıcılar ve konu mankenleri müzayede anında devreye girer.

Naylon alıcılar nasıl çalışır? ( Açığa Satış)

Bir veya birden fazladırlar. Kendilerine müzayede başlamadan önce verilen talimatlar doğrultusunda müzayede anında müzayede sunucusuyla koordineli ve birlikte fiyatları yukarı çekerler. Profesyonel bir müzayede yöneticisi satış anında naylon alıcıların sayısını genellikle arka sıralara bağlı bir şekilde açığa satış yaparak çoğaltıp fiyatı yukarı çekebilir.Bu durumu ancak profesyonel müzayede takipçileri ve tacirler anlayabilir. Sıradan bir müzayede alıcısı ve amatörler naylon alıcılar arasında argo bir deyimle gaza gelip aldıkları bir eseri piyasa değerinin üstünde aldıklarını ya da geeksiz alım yaptıklarını müzayede bitince anlarlar.

Nitekim son zamanlarda müzayede firmaları çok şikayet aldıkları için fiyat aralığı uygulamaya başladılar. Bir sanatçının fiyatı, kendi atölyesindeki fiyat da değildir. O sanatçının galeride açtığı liste fiyatı, o sanatçının fiyatıdır ama bu fiyat ciddi bir galerinin fiyatı gibi düşünülmelidir. Sanatçı ve galerinin birlikte tespit ettiği bir fiyat olmalıdır. Orada da sanatçı gelip de “ Benim fiyatım şudur, ben şuyaşa geldim, benden küçükler şöyle satıyor” gibi bir tavırla kendi eserine piyasada oluşamayacak yükseklikte bir fiyat biçmemelidir.

Son dönemde müzayede firmaları çağdaş sanat eserlerini müzayedeye koymaya başlayınca bazı ressamlar işlerini bizzat kendileri müzayedeye vermeye başladılar. Bu çok büyük bir yanlış, büyük bir hata… Bunu neden böyle yaptılar. Bir kısmı pazarı olmadığı için, kendisinin de müzayedede eseri olduğunu göstermek için yaptı. Söylentiler bile oldu bu konuda. Al iki tane vereyim biri senin olsun birini de müzayedede sat, diyenlerin olduğuna dair.Hatta bazı ressamlar “ Benim fiyatımı yukarıya çek de ne istersen yap” gibi tekliflerde bulundu benim de müzayede düzenlediğim dönemlerde. Bazı ressamlar sadece orada görünebilmek için benim de resmimi koy hiçbir şey istemiyorum dedi. Dolayısıyla müzayedeciye bıraktılar. Müzayedeci de istediği gibi oynadı fiyatlarıyla bu konuda müzayedeciyi suçlayamazsınız, o da kar etmeye çalışıyor. Burada sorun sanatçının müzayedeye eser vermesi, bizzat tacir gibi davranmasıdır.

Bunun doğrusu sanatçının kendisinin değil çalıştığı galericisinin müzayedeye eser vermesidir. Gençler müzayedeye konur, yaşlılar konmaz diye bir şey yok. Çalışan bir sanatçının eseri çağdaş sanat müzayedesine konur ama bunu galericisi takip etmelidir. Son yıllarda Türkiye’de sanatçı galericiden habersiz yapıyor bu işleri. Bu durumda da en güç durumda kalan galericiler oluyor. Sanatçı kalkıp herhangi bir galeride sergisini açıyor, bir takım fiyatları uyguluyor orada, koyduğu o yüksek fiyatlarla resmi galeride alıcı bulmuyor ve sonra gidiyor müzayedeciye satıyor. Galeriyi resmen kullanmış oluyor. Türkiye’de galerici-sanatçı çekişmesi de bu hareketlerden kaynaklanıyor.

Sanatçıların aracı olmadan eser vermemesi tüccar terzi haline gelmemesi gerekir. Atölyede otur sabaha kadar üret, sabah aç telefonu, ara Mehmet’,” Bugüne kadar yaptığım en önemli iş budur “ de ve telefonla müşteri çağır. Galerici geldiği zaman da koleksiyoncuna kaça veriyorsan aynı fiyatta diret. Onun için bugün Türkiye’de galericilik sistemi çökmüş durumdadır. Halbuki galericiler olmazsa sanatçılar yaşayamaz.

Sanatçının müzayedeye eser koyması yanlış ama müzayedecinin de kriterleri olmadan, spekülatif olarak sanatçıları şişirmesi de yanlış. Bir bakıyorsunuz bir sanatçının altı ay önce bir işi l000 lira ise şimdi l0 000 liraya çıkmış. Bu durum sanatçıya da alıcıya da zarar veriyor. Piyasaya zarar veriyor. Dolayısıyla da müzayede firmalarının müzayedeciliğin kurallarına dikkat etmesi gerekir.

İzleyici/Alıcı Profili

Müzayede salonunda bulunanların %90’ı alıcı değildir. Peki kimlerdir bunlar?

l. Müzayedeye koyduğu eserin satışını takip eden esnaf, galerici ve şahıslar.

2. Ellerindeki eserlerin fiyatlarını kıyaslamak için fiyat çetelesi tutan esnaf, koleksiyoncu ve toplayıcılar.

3. Alım yapmayan ancak ortamı merak edenler.

4. Müşteri edinmek isteyen ve ayakçı takımı denen seyyar sanat tacirleri.

5. Telefondaki alıcılar.

Müzayedeye konan eserler müzayede tarihinden üç beş gün öncesinde sergilenir. Zaman zaman da bir tanıtım kokteyli düzenlenir. Böylelikle alıcılar satışa çıkacak eserleri önceden görür ve ilgi duyduklarını ellerindeki katalogda işaretlerler. Profesyonel alıcı katalogdaki fiyatla piyasa fiyatını araştırarak en çok artıracağı rakamı belirler. Satın almak istediği eserin sunuş anında ise kendine göre ve duruma göre taktik uygular. Bazen hemen bayrak kaldırarak kararlılığını gösterir ve diğer alıcıların cesaretini kırar. Bazen de pusuya yatıp en son bayrak kaldırır. Başka alıcı çıkmasa da KDV ödememek için bayrak kaldırmayarak müzayede sonrası almayı tercih eder. Amatör alıcılar ise en kolay alıcılardır. Beğendikleri eseri kafalarında belirledikleri fiyata kadar bayrak kaldırarak alırlar. Danışman kullanmadıkları için de gerek eser seçiminde ve gerekse fiyat konusunda çoğunlukla yanılırlar. Bir de müzayedeye gelemeyip önceden fiyat verenler vardır. Onlar da genellikle profesyoneldir ve müzayede sunucusuna güvenirler. Belirli bir limit bildirirler. Telefon satışları ise daha çok profesyonel alıcılar ve deşifre olmak istemeyen alıcılar tarafından tercih edilir. Müzayedenin baş yapıtı genellikle telefonda adı açıklanmayan bir bilinmeyene satılır ya da satıldı gösterilir.

Müzayedeye Konan Eserlerin Orijinalitesi

Müzayedeye konan eserlerin orijinalitesini müzayede firmasının oluşturduğu ve zaman zaman da katalogda isimleri belirtilen uzman kadro belirler. Antika eşya, hat sanatı, efemera, halı, kumaş, tombak vs. gibi müzayede eserlerinde çok fazla sorun çıkmaz. Ancak resim konusunda daha önce de sıkça dile getirildiği gibi güvenilir, bilimsel ve teknik donanımlı bir kadro maalesef yoktur. Ne amaçla öne çıkarıldıkları bilinen birkaç isime müracaat edilir. O nedenle müzayedelerden resim alırken çok dikkatli olmakta yarar var.

Müzayede katalogu nasıl hazırlanır?

Önce kategorize edilen eserlere bir bakalım.

-kapak resmi

-müzayedenin olmazsa olmaz eserleri

-yemlik eserler

-orta hal eserler

-dolgu eserler

Müzayede firması katalogu hazırlarken bir romancının romanını yazarken kurguladığı plan gibi, heyecan, dikkat, ilgi ve tansiyonu bir arada tutacak ve uygulamaya koyarken de bir orkestra şefinin orkestrayı yönetirken gösterdiği duyarlılığı ve titizliği gösterecek şekilde katalogda eser dağılımı yapar. Genellikle 200-300 arası parçadan oluşan müzayede katalogunda sıralama yapılırken ilk başlara mutlaka alıcısı olabilecek ve yemlik denen eserler düşük fiyatlarla konur. Bugüne kadar müzayede katalogunun … numarası bir olan ve satılmayan eser görülmemiştir. Müzayede katalogunun başındaki üç beş eser mutlaka satılabilecek eserlerdir. Ya da mutlaka satış gösterilir.

Bu müzayedeye heyecan katar ve alıcının heves ve iştahını artırır.

Müzayedenin kapak resmi genellikle sonlara doğru konur.Keza müzayedenin olmazsa olmazları olan önemli eserlerin çoğunluğu da sonlara konur.Son zamanlarda bazı önemli eserler katalogun başına konmaya başlandı. Burada amaç izleyici ve alıcıyı müzayedenin sonuna kadar salonda tutabilmektir. Kataloga diğer eserleri yerleştirirken zaman zaman tansiyonu artırabilmek için orta halli ve dolgu eserlerin aralarına birer ikişer önemli eserler ve yemlikler yerleştirilir.

Yemlik denen eserler müzayede firmasının kendi eserleridir. O nedenle üzerlerinde istenildiği gibi oynanabilir.

YILIN GENÇ RESSAMI VE YILIN GENÇ HEYKELTIRAŞI 2011 YARIŞMA KATILIM FORMU

YILIN GENÇ RESSAMI 2011 VE YILIN GENÇ HEYKELTIRAŞI 2011

YARIŞMA BAŞVURU FORMU

Rumuz ( İki sözcük olmalı ve yarışmaya gönderilecek eserlerde de bulunmalı)

Takip ettiğiniz kültürel etkinlikler?

Takip ettiğiniz yazarlar?

Takip ettiğiniz süreli yayınlar ?

Varsa üye olduğunuz dernek, kulüp vb.?

Yarışmaya katılma amacınız?

İşlerinizle yaşam görüşünüz arasında nasıl bir paralellik kuruyorsunuz?

Bireysel seçimleriniz ya da kişiliğiniz ile yapıtlarınız arasındaki bağ nedir?

Yapıtlarınızı oluştururken plastik sanatlar dışında özellikle etkilendiğiniz bir alan var mı?

Plastik sanatlarda sizi etkileyen sanatçı/lar akım/lar var mı?

Sanat-siyaset ilişkisi konusunda ne düşünüyorsunuz ? ( İki cümle)

Sanat görüşünüz ? ( 100 kelimeyi geçmeden)

Adınız, Soyadınız, Adres, Telefon, e-mail bilgileriniz ?

Yarışmaya başvururken 1- Yarışmaya başvurduğunuz eserlerin orijinalleri 2- Katılım Formu ve iki adet fotoğraf- 3-Başka çalışmalarınızdan örnekler içeren bir CD’yi 15-31 Aralık tarihleri arasında adresimize elden ya da posta/kargo yoluyla teslim etmelisiniz.

SANAT PİYASASINDA ARAP BAHARI

Seher Uysal

SANAT PİYASASINDA ARAP BAHARI

Son yıllarda Arap prenslerinin sanat piyasasına çılgın yatırımlar yapmaları, Avrupa’nın büyük kurum ve kuruluşlarını Dubai’ye, Katar’a çekme çabaları, sanatçıların Arap kentlerindeki çağdaş sanat merkezlerinde sergiler açmaları için mesai harcamaları görünen bir gerçek. Her ne kadar Arap ülkelerinin demokrasi ile arası açık olsa da söz konusu olan sanat ve sanat üzerinden ticaret olduğunda prenslerin eli son derece açık.

Arap prenslerinin demokrasi ile sınanması ne kadar zorsa Arap sanatçıların ülkeleri, ve başka ülkelerin Araplara bakışı ile ilgili düşünceleri de o denli açık ve net. Bugünün sanat piyasasındaki en nitelikli işlerin büyük çoğunluğu Arap kökenli sanatçıların çalışmalarından oluşmakta. Meseleleri o kadar anlamlı ve derin ki işlerinde kullandıkları yöntem her ne olursa olsun yaptıkları çalışmalar çoğunlukla bugünün anlaşılmaz bulunan sanat piyasasının en anlaşılır işleri.

Birkaç yıldır İstanbul Bienali’nde İsrail – Filistin sorunu ile ilgili çokça çalışma görmekteyiz. Wafa Hourani’nin “Kalendiye 2087” isimli yerleştirmesi duvarların ve kontrol noktalarının olmadığı olası bir gelecekte de Filistinlilerin kendi kendilerini tecrit ettiği bir kenti tasvir ediyordu. Çocukların doğup büyüdüğü, hayatların başlayıp sona erdiği bu kentte Kalendiye kampı, içinden çıkılması imkansız bir şekilde insanların zihninde yer edecek ve esaret, bir alışkanlık halini alacaktı. Kamp artık insan hafızası ve anılarıyla dolmuş koca bir kentti. Böyle bir yeri terk etmek de kolay olmamalı. Bu trajikomik vaziyet yıllardır uluslar arası toplumun Filistin halkına dayattığı tecriti çok etkili bir dille anlatıyordu.

Yazının tamamı rh+artmagazine 85.sayıda

BİR ZAMANLARIN UNKAPANI ŞİMDİNİN ÇAĞDAŞ SANATI MI?

Fırat Engin

Geçenlerde İZ Tv’de izlediğim “Unkapanı” belgeselinin bana düşündürdükleri üzerine yazmak istiyorum. Belgesel her şeyden önce son derece çarpıcı ve anlamlıydı. Neden mi?

Çünkü sadece geçmişe dönmekle kalmadım, aynı zamanda geçmişte yaşanan olayların benzerlerinin günümüzde de yaşandığını hissettim. Belgesel İMÇ’nin (İstanbul Manifaturacılar Çarşısı) tarihi ve kurulma süreçlerini içeren geniş bir yelpazeden evreler halinde sunuldu. Zamanının en önemli alışveriş merkezlerinden biri olmaya aday olan İMÇ görkemli açılışının ardından, zaman içerisinde büyük bir müzik endüstrisinin kalbi haline gelecekti.

Nasıl mı?

Plak şirketlerinin zamanla bu tarihi alışveriş merkezinin içindeki küçük dükkanları kiralayarak buraları stüdyolara dönüştürmeleri ve insanlara şöhret vaad etmeleriyle.

Uzun bir dönemi kapsayan bu süreçte, İMÇ’nin tozunu kimler yutmadı ki: İbrahim Tatlıses, Mahsun Kırmızıgül, Orhan Gencebay, Özcan Deniz, Küçük Emrah, Küçük Ceylan ve daha kimler kimler…

Bu dönemin en görkemli günlerinde daha çok taverna ve arabesk müzik ihraç eden Unkapanı (az da olsa rock, pop vb. dallar da mevcuttu) Türkiye’nin müzik endüstrisinin merkezi olarak kabul ediliyordu. Plak şirketlerinin anlattığına göre; gençler, yaşlılar herkes bir ümit ile Anadolu’nun her yerinden eline sazını kaptığı gibi Unkapanı’na akın ediyordu. Sesine güvenenler müzik endüstrisinin bir parçası olmak, parayı, şöhreti yakalamak için canla başla bir rekabetin yaşandığı Unkapanı’nda ses getirmeye çalışıyor, plak satmak için uğraşıyorlardı. Kimilerine göre; şöhretin kapıları Unkapanı’ndan geçiyordu. Bu dönem, Yeşilçam’da da çokça karşımıza çıkar. Belgeselde yapılan röportajlarda MFÖ’nün bir parçası olan Fuat’ın bu dönem üzerine söyledikleri dikkat çekicidir. Benim anladığım kadarıyla Fuat, Unkapanı’nın bu yaygın ve merkezi etkisine katılmakla birlikte, plak şirketlerinin aslında birer ticaret yeri olmasından dolayı pek çok sanatçı adayının da sömürüldüğünün altını çizer. Yine benim anladığım kadarıyla şarkıyı söyleyen şarkıcıdır ama parayı cebe indiren plak şirketidir ve plak şirketlerinin başlarında çoğunlukla parayı seven, hızla yükselip, hızla kazanma politikası güden bir patron profili hakimdir. Orhan Gencebay bu duruma daha politik bakar ve her yerde olduğu gibi Unkapanı’nda iyilerin de, kötülerin de yer aldığını söyler ve ekler: “Unkapanı genel görüntüsü ile Türkiye’nin önemli bir merkezi, sektörün kalbidir, değerlidir.”